Bir Yaşam Stili olarak LA LA LAND izlemek

Bir Yaşam Stili olarak LA LA LAND izlemek

                    Herkese kocaman bir merhaba...😊😇
      Buraları çok boşladım. Yeni blogumla ilgilenmekten ve başka işlerden vakit bulamadım bir türlü yazmaya fakat çok özlemişim Blogger ortamını ve burada yazı yazmayı... Eh nihayet burdayım.
      Bugün çok ama çok sevdiğim en az beş altı kez izlemiş olduğum harika bir filmi yazmak istiyorum. LA LA LAND❣️  
 la la land

      Bu filmi defalarca izlemiş olmama rağmen oturup tek bir satır yazamadım. Bende çok etki bırakan his yönünden kuvvetli şekilde vurulduğum film ya da diziler hakkında yazma konusunda çekingen olabiliyorum. Sebebi de ne kadar yazarsam yazayım yeterince anlatamıyor olacağımı bilmek...Bu filmde de aslında olay bana göre tamamen hisler ve duygusallık olduğu için (
mıy mıy romantik cinsten değil ama) ancak şimdi yazmaya çalışıyorum. 


         LA LA LAND filmi türkçeye Aşıklar Şehri olarak çevrilmiş, bir kere daha anladım ki bazı şeyleri illa çevirmek için uğraşmamalıyız. Bilmiyorum muhakkak çok yararlı bulanlar vardır ama bana o şeyin gerçekliği arasına perde çekilmiş hissi veriyor. Filmde başrollerdeki Emma Stone  (soyadının hakkını vermek😂) Mia karakterine, Ryan Gosling ise Sebastian karakterine hayat veriyor. Film adına da ilham olan Los Angeles'ta (LA) geçmektedir. Mia ve Sebastian farklı hayatları olan fakat aynı şekilde tutkuları olan kişiler. Sebastian caz aşığı bir piyanist , Mia ise çocukluğundan beri oyunculuğa meraklı fakat geçimini sağlamak için baristalık yapan bir kız. İstemediği bir iş yapsa da oyuncu seçmelerine girerek hayalinin peşinde koşmaya çabalayan Mia , yine istediği müziği yapamayan insanların isteklerine göre çalmaya zorlanan Sebastian ile ilk kez filmin girişi olan trafiğin sıkıştığı bir yerde pek de hoş olmayan bir şekilde karşılaşır. Film insanların arabaların arasında, üzerinde Another Day Of Sun şarkısını söyleyerek dans etmesiyle başlıyor. Bu girişten güzel bir film çıkacağı anlaşılıyor. Şarkıya şu linkten ulaşabilirsiniz. Yeri gelince her şarkısından bahsedeceğim ama bu film bir müzikal olduğu için şarkılara ve danslara da ayrı hayran kalıyor insan...🥰 

la la landMia ve Seb'in ikinci karşılaşmaları ise Mia'nın tesadüfen Seb'in kovulmasına sebep olan bestesini duyup onun yanına gitmesiyle oluyor. Film bu ya , ordan itibaren aralarında bir şeyler başlayacağını düşünsek de ilk karşılaşmalarından bile kötü bir biçimde sonlanıyor bu tesadüf de. Ama illa olacak ya aradan zaman geçtikten sonra tekrar denk gelirler ve bu defa oldu dediğimiz bize muhteşem bir Los Angeles manzarası eşliğinde filmin kapağını da süsleyen sahneyi yaşatırlar. Gerçekten bu filmin görüntüleri, manzaraları çekim açısı hiç bu konunun tekniğinden anlamayan ben ve benim gibileri bile eminim çok etkilemiştir. Zaten En iyi görüntü yönetmeni Oscar ödülünü de almış olmasından bu konudaki kalitesi ortada. 
      Bu filmi benim için ilgi çekici ve güzel yapan unsurlardan bir tanesi de hayal ve gerçeği bir arada , iç içe sunması. Bununla ilgili çok sahne var ve bir an beklemediğiniz şeyler gelişerek bizi şaşırtabiliyor. Film bu anlamda eğlenceli ve komik bir hale dönebiliyor. LA LA LAND filmindeki güzelliklerden bir başkası da bence konuların işleniş sırası, geleceği gösteren bir sahneden ilgili karakterin girmesiyle ya da ilgili olayın gerçekleşmesiyle ilgili bir an geçmişe dönüp bize izlediğimiz sahnenin paralelinde aslında başka şeyler olduğunu da anlatan şiir gibi akan bir kurgu görmekteyiz. Göze hoş gelen şeyler gönüle de hoş geldiğinden çok sevdiriyor kendini bu tür ayrıntılar da...😊
        Bu filmde iki ayrı sanat görüyoruz. Birincisi müzik , diğeri ise oyunculuk...😇 Bu sanatları hem filmin oyuncularında, onların karakterlere can katmasına ve bunu çok başarılı bir şekilde yapmalarıyla izliyoruz. Bir de aslında bize izlettikleri karakterler ile bunu yapabilmelerinin mutfağını görmüş oluyoruz. Örneğin Emma Stone harika bir oyunculuk çıkarmış Mia karakteriyle ama aynı zamanda belki de bize kendinden de bir parça göstermiş olduğu Mia karakterinin oyunculuk performansını izliyoruz. Oyuncuyu oynarken de nasıl oynadığını gösterirken de izlemiş oluyoruz. Bu da bize "Aaa demek ki oyunculuk işi böyle bir şey " dedirtiyor. Emma Stone da tabi ki bu performansıyla en iyi kadın oyuncu Oscar'ını neden kazanmış görebiliyoruz. Aynı şekilde olmasa da Ryan Gosling'in oynadığı karakterin müzik aşkı özellikle de caz müziği 🎷 anlatışı, nasıl ortaya çıktığını Mia'ya ifade edişi eminim izleyen herkesin caza karşı farklı bir bakış açısı kazanmasına vesile olmuştur. En azından ben artık cazın kulak tırmalayan bir müzik olduğu düşüncesinden uzaklaşmış oldum ve cazın bütünlük içindeki bireyselliği çağrıştıran bir güzelliği olduğunu anlayarak dinlemeye çalışacağım.😎 

      İnsanların inandıkları, peşinde koştukları hayallerinin onlara ne zorluklar yaşatabileceğini gördüğümüz bu filmde her şeye rağmen tutkunun ne hoş bir his olduğunu, yeri geldiği zaman sizi yerle bir edebileceği gibi beklemediğiniz anda sizi göklere de çıkarabileceğini izlemiş oluyoruz. Bu anlamda filmin yıldızını seçmek zorlaşıyor. Müzik mi ? Danslar mı? Oyunculuk mu?  Aslında üçü de... Bunların tamamı güzelce birleştiği için masalsı bir film ortaya çıkmış. 
la la land

      Film ile alakalı söylemeden edemeyeceğim bir şey var ki filmin en büyük vuruculuğunu sağlayan o son sahnesi...İhtimaller...🥺      
      Aradan yıllar geçtikten sonra bambaşka yollara savrulan ve farklı hayatlar yaşayan 
Mia ve Sebastian bir gece Mia ve eşinin tesadüfen gittiği bir mekanda karşılaşır. Burası ismini Mia'nın tasarladığı Sebastian'ın açmayı hayal ettiği caz yapmak istediği mekandır. İşte burada senaryonun öbür yüzü görünür. Acaba ilk karşılaştıklarında her şey farklı başlasaydı onlar da farklı şekilde mi etkileneceklerdi? İlerde Mia ve Sebastian hiç ayrılmayarak da başarılı olabilecekler miydi? Bunun gibi soruların cevabı gibi bi sahneydi. Şüphesiz çok etkileyiciydi. Öyle hüzünlendirdi ki keşke olmasa da dedim ama olmasa bu defa ne anlamı kalırdı ki dedim. Bu sahneden sonra insan kendi yaşamına bu ihtimaller penceresinden bakmaya başlıyor. Verdiğimiz kararlar, hayatımızı etkileyen adımlar...Öyle yapmasaydım acaba ne olurdu diye merak etmeler...Bu şimdiki yaşamdan ya da tercihlerden pişman olmak gibi değil ama sadece paralel yaşamımda farklı olan ne var merakı 🧐  
  
       Son olarak bu filmde seçilen başroller çok yerinde olmuş benim gözümde en yakışan çift oldular. Film oyuncuları, yönetmeni, senaryosu, film müzikleri ve daha bir çok konuda çeşitli ödüller aldı. Burada özellikle film müziklerine de kısaca girmek istiyorum. Ben en çok City of Stars şarkısını beğendim. Someone in the crowd, A lovely night şarkıları da çok güzeldi ve bir de Mia'yı ünlü eden The fools who dream şarkısını da unutmamak gerek. Zaten filmden sonra uzunca bir süre ki hala da müzik listemde vardır bu şarkılar. Dinlemeyen varsa hemen dinlemeli... 😊
 
       Evet yazının sonuna geldik.Bu filmi dönem dönem açıp izleyeceğim film listeme eklemiştim uzun zamandır ve böyle de sürecek sanırım. İzlemekten keyif aldığım bir film, izlemeyenlere tavsiye ederim.                                                       
                                     
                                Hoşçakalın
...👋 
  
      
  

Yeni wordpress blogum... + Blogger Importer Eklentisi

Yeni wordpress blogum... + Blogger Importer Eklentisi


                                                Herkese merhaba!! :)
           Bu yazımda uzun zamandır planladığım yer yer başka yazılarda da bahsettiğim wordpress bloğumu açmış bulunmaktayım👏  İlk bloggerlık tecrübemi burda edindiğim için de yeni bloğumun tanıtımını burdan yapmak istedim.
blogger
        
        Bloguma buradan ulaşabilirsiniz. Kafamda bir oda bloğumda da aşina olunduğu üzere Bilgisayar-Eğitim kategorisi altından bilgisayarla alakalı en azından şimdilik sadece c# başlangıcı ile ilgili eğitici yazılar yazıyordum. Aynı zamanda burada deneyimlediğim görsel içeriklerle alakalı öneri ve yorumlarımı paylaşıyorum. Bu iki bambaşka alanın aynı sayfada bulunması beni huzursuz ediyordu. Bundan dolayı da bilgisayar-yazılım yazılarını yeni bloguma taşıdım. Bu blogda daha önce yayınladığım eğitim yazılarının tamamını kaldırdım.   
        Yeni blogumda sadece yazılım alanlarına yer vermek istiyorum. Şimdilik önceki yazılarım var ve c#'a devam edeceğim tabiki...Bunun yanında veritabanı, web tasarım ve wordpress ile alakalı bilgilerimi paylaşıyor olacağım. Yazılım dünyasını bilen bilir , bir insanın ömrüne yetmeyecek kadar farklı alan,dil, ortam var. Nerden gireyim hangi alandan başlayayım derseniz o alan kendi içerisinde matruşka gibi iç içe öğrenme süreçleri içerecektir. Ben şimdilik ne biliyorsam onları paylaşacağım ve zamanla büyüyeceğine inanıyorum. 

   
        Blogger benim hep ilk göz ağrım olarak kalacak ve buradan da içerik üretmeye devam edeceğim, belki farklı kategoriler ekleyerek renklendirebilirim zamanla. Wordpress deneyimim ise çok yoğun başladı diyebilirim. Şunu çok rahat söyleyebilirim ki blogger çok toy kalıyor wordpress'e göre yani blogger'da  atıyorum 
3 özellik varsa wordpress'te 333 özellik var 
gibi 😯  haliyle bu durum yönetim anlamında bir takım zorluklar da getiriyor. Mesela daha önce bir yazı yazarken yapılması gereken  bir kaç kuralla bitiremiyorsun yazıyı bir o kadar da yazıya SEO ayarı yapıyorsun. Belki daha yeni olduğum için alışamadım fakat ilk izlenimim böyle. Yani kısacası eklentilerle donatılmış wordpress çok daha profesyonel. Biraz daha süre geçtikten sonra bir Blogger VS Wordpress yazısı yazarak bu karşılaştırmayı iyice değerlendirmek istiyorum.

       Blogger Importer Eklentisi

       Bu yazıyı sırf bu haberi vermek için değil de bir de yararlandığım bir eklentiyi anlatarak bitirmek istiyorum. İlk blogumu açmadan önce yaptığım araştırmalarda hangi yöntemle blog açmalıyım diye bakıyordum. Okuduğum birçok yazıda işte kesin karar verin blogger ya da wordpress mi diye?, sonradan blogunuzu taşımakta zorlanırsınız vs tarzında yazılar vardı.Şimdi malum ben de bu duruma düşmüş oldum kısmen de olsa. Burada bulunan bilgisayar eğitim yazılarımın tamamını taşımam gerekiyordu. Tabii ki gidip tek tek yazıları koplaya yapıştır yapamazdım. Ufak bir araştırma sonunda Blogger Importer eklentisini keşfettim. Taşıma işlemi yapacaklara tavsiyemdir. Bu eklentinin ne işe yaradığını ve detaylı kurulumunu  yeni web sitemde anlattım. Buyrun giriş burdan 😎 
         Yeni blogumla alakalı görüşlerinizi duymaktan memnun olurum. 😊
                                     Görüşmek üzere hoşçakalın...👋👋

La casa de papel

La casa de papel

 Merhabalar herkese... 
                 Uzun bir aradan sonra  yeniden buradayım. Yaz başladığından beri blog işlerine normalde daha çok vakit ayırmam gerekirken maalesef farklı işlerle uğraşmaktan bunu yapamadım. Neyse ki bugün la casa de papel dizisinin değerlendirmesini kendimce yazmak için geri döndüm 😌.   
la casa de papel, alvaro morte
  
             Lcasa de papel Netflix'te yayınlanan ilk iki sezonuyla tüm dünyada izleyici kitlesi edinmiş diziler arasına girmişti. Dizi ilk olarak bir İspanya kanalında tek sezon ama iki kısım şeklinde yayınlandıktan sonra Netflix diziyi satın alarak yayınlamıştı. Bir çok kişi gibi ben de bu şekilde başladım diziye geçtiğimiz yaz. Yayınlandığı ilk zamanlardan beri ses getiren diziler arasına giren  la casa de papel'e ben en başta mesafeli dursam da sonunda başladım. En sevdiğim dizi sıralamamdaki üçüncü sıraya yerleşti diyebilirim çok net şekilde. Bu benim için sıradan bir durum değil çünkü dizi türü olarak fantastik bilimkurgu seven biriyim. Ama la casa de papel gerilim, dram türünde bir dizi hatta direk soygun dizisi. İlk kez çok kişiden duyunca şöyle bir fragmana bakayım demiştim de "Amaan sıradan sıkıcı bir soygun hikayesi" demiştim. Fakat bu dizide hiç de sıradan olmayan bir soygun ve sıradışı bir soygun planlayıcısı(Hırsız diyemiyorum o gerçekten bir Profesör 💙) var.  

          Uzaktan bakınca klasik soygun hikayesi gibi duran bu diziyi sıradanlıktan çıkaran pek çok ayrıntı var. İlk olarak banka ya da o tarz bir yer değil de İspanya Kraliyet Darphanesinin soyma planıyla soygunun büyüklüğünü görebiliyoruz. Başroldeki profesör tarafından planlanan bu soygun ve kurduğu 8 kişilik ekibi gözden uzak bir yerde dört ay boyunca eğitim alırlar. Bu eğitimleri sırasında hangi durumda ne yapacaklarıyla alakalı bilgileri de alırlar tabi biz izlerken bunu anlayamıyoruz çünkü dizi ilerledikçe aslında soygunun bir satranç oyunu gibi hamle hamle planlandığı anlaşılıyor. Mesela ilk darphaneye girdiklerinde parayı alıp kaçacaklarını zannediyorsun halbuki alakası yok , kaçarmış gibi yapıp sonra sanki bunu başaramamışlar da tekrar binaya çekilmek zorunda kalmışlar gibi bir izlenim veriliyor. Fakat sonradan görülüyor ki aslında planlanan da buymuş. Darphaneye girince paraları alıp öyle kaçacaklarını sanıyordum sonra aslında planlanan şeyin parayı çalmak değil kendi paralarını (yaklaşık 2 milyar euro 😶)  basmak olduğu anlaşılıyor. Hırsız değiliz çalmıyoruz, kendi paramızı basıyoruz, halkımıza saygılıyız ve onların yanındayız gibi mesajlarıyla kendilerini adeta Robin Hood ilan etmiş oluyor ekip. Tabi hikayenin bu kısmını bir de bizim gözlüklü, cool, utangaç profesörden dinlemek ve bu planın fikir babasının o olmadığını, o kişiyi ve kendisini anlatışı beni diziye en çok bağlayan noktalardan biri olmuştu. 
       
         Bir gün değil bir kaç saat değil 12 gün süren bir soygun hikayesi izliyoruz bu dizide. Tabi ki ispanya güvenlik güçleri, polis hatta son sezonda ordunun dahil olduğu  ve hepsinin profesör ve ekibine karşı hamleleri, yakalama çalışmalarını da izliyoruz. Arada ekip içindeki aşklar, hırsız polis aşkı(profesör ve müfettiş), rehine hırsız aşkı (Monica ve Denver) gibi ilişkiler izliyoruz. Ekip içi çatışmaları (çoğunlukla Tokyo yüzünden), başarısız olan görevleri sonra nasıl toparladıklarını izlediğimiz bol adrenalinli iki sezonun ardından niye bilmiyorum 3. sezonu da çektiler. Yani niyesi de belli aslında dizi çok tuttu nasıl uzatabiliriz çabası. Fakat zaten ikinci sezonda her şeyi bitirmişsin hikayeyi finale bağlamışsın. Paraları alıp kaçmışsın ölenler olsa da sonuçta herkesin mutlu olduğu bir final gösterildikten sonra kalkıp bu soygun çok tuttu gidip bunun ikiz kardeşini çekelim 3. sezon olsun bu da demek nedir... 

         Belli ettiğim üzere son sezonu çok beğenmedim. Zaten bu dizinin ilk iki sezonunda da mantık hataları vardı. Sevdik görmezden geldik konusu çok iyi hikayesi güzel diyerek ama o son sezonun başlangıcı nedir öyle ? Herkes mutlu mesut yaşarken tabii ki Tokyo bir arıza çıkaracak ben sıkıldım diyerek adadan ayrılacak peşinde deli divane Rio bey delirip uydu telefonu kullanarak Tokyo'yu arayacak ve yerini belli edip yakalanacak, Tokyo da durur mu hemen profesöre koşacak Rio'yu yakaladılar hadi gidip şu ispanyayı bir yıkalım diyecek ve hoop ekip toplanıp Rio'yu kurtarma ve hazır gelmişken şu Berlin'in de bir soygun planı vardı onu da aradan çıkaralım tadında bir sezon. Devam olamayacağı için yeni bir olay üzerinden gidilmiş haliyle ama başlangıç için daha iyi bir gerekçe bulunabilirdi.  


         Son sezon ilk sezona çok benzer bir yapıda ilerliyor. Bildiğimiz rehine işleri, anlaşmazlıklar, polis vs. Önceki sezonda ekip için kendisini feda ederek ölen Berlin'in profesörle çok yakın olduğunu aralarında başka bir ilişki olduğunu anlamıştık meşhur bella ciao şarkısını söylediklerinde ama bu sezonda kardeş olduklarını duymak baya şaşırttı. Bu sezondaki soygun planının kurucusu Berlin'i  flashbacklerle de olsa görmek güzeldi. En az kardeşi kadar iyi plan yapmış ama teori ile pratik bambaşka şeyler ve en başta profesör olmak üzere ekip de hatalar yapar. Umarım en sonuç odaklı ekibi toplayan en çok iş yapan Nairobi ölmez ve boş boş ortada dolanıp arıza çıkaran Tokyo bir şekilde ölür😑.  Geçen sezonların deli fişeği Denver müthiş bir olgunlaşma kademesi atlamış. Kendi çocuğu olmamasına rağmen Monica'nın çocuğuna tam bir baba olmuş👏. Genel  olarak bölümlere bakarsak 3. sezonun son bölümü diğerlerinden çok daha aksiyon dolu, baskın ve net şekilde 4. sezona zemin hazırlar şekilde çekilmiş. Alvaro Morte'yi böyle beğenmesem (hele de o gözlük hareketi 😍) izlemezdim bu sezonu, bir de tabii ispanyolcanın güzelliği var. Son sezonla ilgili izlenimlerim bu şekilde. Dali maskeli devrimciler (Hep Fox maskesi nereye kadar...😂) bakalım ne yapacak 4. sezonda...😊    
         İzlemeyenler için gayet izlenebilir ve oldukça keyifli bir dizi tavsiye ederim.Yeni yazılarda görüşmek üzere, Hoşçakalın...😊👋